18 Mayıs 2009 Pazartesi
Lakers vs Rockets:Game 7
Lakers ilk çeyrekte nasıl mücadele verilmesi gerektiğini gösterdi herkese.Bu sefer'de Lakers ilk çeyrekte golu attı ve farkı yakaladı.İlk çeyrekte tam bir Bynum ve Fish havası esti.Bu serinin daha doğrusu tüm playoff'un en etkisiz ismi Lakers'da Bynum oyuna başka bir açı getirdi.Vurduğu smaçlarla,alçak post atışlarıyla kendini bulmuş gibiydi.Ayrıca Gasol maçın tam bombasıydı denilebilir.Lakers Yao'nun yokluğunda doğru yolu seçerek uzunlara göneldi.Bynum Gasol işbirliğiyle herşey çözüldü.Kobe'ye bu maçta fazla gerek kalmadı.O da ara ara bulduğu kritik şutlarla takımına nefes aldırdı.Battier gene bildiği savunmayı yaptı ona yüzünü kapatarak ama Kobe şutları sokmaya devam etti.Ayrıca Phil Jackson Farmar'ın süresinin artıcağını söylemişti maçtan önce ve hakkını verdi oda.Farmar ve Ariza'dan müthiş bir enerji aldı Lakers.
Rockets'de Yao olmayınca takımın etkili ismi olan Brooks bu maçta etkisiz kaldu.Fisher onu savunamıyordu,yine çok iyi savunamadı ama Lakers'ın uzun rotasyonu ona izin vermedi.Ayrıca Ron Artest'de çok kötü şut yüzdesiyle takımını dibe çekmekten başka hiçbirşey yapmadı.Ayrıca Battier,Lowry,Wafer vs. ek parçalar çok yetersizdi bu maç.Yao'nun maçın sonlarına doğru yüzündeki ifade Rox için herşeyi anlatıyordu.
Lakers'ın şimdiki rakibi Denver.Çok zor olucak elbet Lakers için.Denver'ın çok derin ve güçlü bir kadrosu var.Lakers hata payını bu seride en aza düşürmek zorunda.
Ayroca Rockets'ın da yıllar sonra ikinci tur görmesi ayrı bir güzeldi.Yinede gönülden tebrik etmek lazım bu takımı hertürlü olumsuzluğa rağmen çok savaştılar.
17 Mayıs 2009 Pazar
Game 7

Game:7-Basketbolun yedinci harikası.. Ne güzel söylemiş Kaan Kural. 7. maçlar basketbolun tavan yaptığı zirveye ulaştığı noktadır. İki ayrı takım iki ayrı sistem. Son saniye şutları, gerginlikler, galibiyetler, yenilgiler, sevinçler, hüzünler.. İki haftadır birbirleriini test ediyorlar ancak kazanan çıkmadı bu testlerden. 7.maçlar iki taraf içinde işin kırılma noktası olacak. Bu gece iki Game 7 izleyeceğiz..
22.30 da Lakers-Houston ve 03.00'da Boston-Orlando serilerinin son maçı oynanacak. Bize de uyku zehir olacak. Gece boyu ayaktayız. Görelim bakalım kırılan testi kimin olacak. Nuggets'ın Cavs'ın rakibi kim olacak ? Nba'in son dört takımı için hangi ikisi tur atlayacak. Göreceğiz..
Prison Break
Daha Lost'un sezon finali etkisini üzerimizden atamamışken Prison Break'in final yapması yaşam bağlantılarımızı kesti adeta. Prison Break benim için çok ayrı bir dizidir. İzlemeye başladığım ilk yabancı dizi olan Prison Break'in efsane ilk sezonunun üstüne bir şey tanımayacağımı da en başta belirteyim.Prison Break önceleri ara dizi olarak Fox'un yayın programına alınmış ve 12 bölüm olarak planlanmıştı. O dizi o bölümleri ile öyle reyting topladı öyle bir kitle oluşturdu ki hikayesi ile karakterleri ile bir fenomen haline dönüştü ilk sezonu. Ve 12 bölüm olarak planlanan Prison Break belki de fazla uzatılmış olmasına rağmen 79 bölüm sonunda finişi gördü. Prison Break ilk ve en önemli dozu pilot bölümünde verdi seyircilerine. Pilot bölümün başarısı dizinin geri kalan kariyerini de etkiledi zaten. O bölümün sonun da halen hatırlarım. Mike'ın dövmelerini gösterişi ve dövmelerin hapishane planı olduğunu anladığım anı. Vay be.. Konusu cidden iyiydi.
İlk sezon Mike abisi Linc'i hapishaneden kaçırma adına dahiane planını uygulamaya çalışırken ayağına dolanan T-Bag, Aburuzzi, C-Note, Twenner, Haywire gibi bir kaç isim de vardı tabi. Mike'ın hapishane de geçirdiği zaman sırasında Linc'i kurtarmaya çalışan bir ekip daha vardı. Veronica ve adını hatırlamadığım bir vatandaş daha. Ancak dışardaki durum öyle bir sarpa sarmıştı ki Mike'ın planı Linc'i kurtarmak için tek yoldu neredeyse. Hapishane yaşamı, T-Bag ve Aburuzzi'nin çatışmaları, hapishanedeki ırkçı yaklaşımlar ile aksiyon dolu bir diziydi Pb. Buna hafiften eklenen Sara&Mike aşkı da pastanın üstüne eklenen krema gibiydi. Sezon sonuna doğru aksiyonunu arttıran Prison Break sezon finalini kaçış ile yaptı. Ancak ilk bölümlerden beri bahsedilen Aburuzzi'nin Jetini ekip kaçırınca yapılacak tek şey Mike'ın ağzından çıkıyordu. ''We Run''
Ve kaçtılar.. Kaçış sezonu oldu ikinci sezon. İlk sezona efsane desem bile ikinci sezonunu daha çok sevmiştim Prison Break'in. Koca bir sezon boyunca hapishanede izlediğimiz o karakterlerin dış dünyada neler yaptığını izlemek büyük keyif verdi bütün bir sezon bana. İkinci sezonu bu açıdan ayrı bir noktaya koyarım. Üstüne bir de Alex Mahone gibi şizofren bir karakterin de diziye eklenmesi ve bu dahi ajanın Mike ile olan satrancını görünce iştahım daha da kabardı İlk yakalanan hiç tahmin etmediğim şekilde Aburuzzi oldu ve onun ölümü Prison Break'in en etkileyici sahnesidir hala gözümde.İlk sezonun kötü adamı Paul Kellerman bu sezon hedef konumuna düştü. Aslında en keskin dönüşü o yaşamadı. Fox River'ın acımasız gardiyanı Bellick ikinci sezonla birlikte dizideki kariyer grafiği yavaş yavaş aşağı indi. T-Bag'in geçmişine tanık olduk ikinci sezonda. Nasıl zorlu bir çocukluk geçirdiğini gördük. Ha bir de şu 5 milyon dolar konusu var. T-Bag'e ve kurnazlığına bir kez daha hayran olduğum parayı alıp götürme sahnesi çok iyiydi. Sezon boyunca da paranın elden ele geçişini izledik. En sonunda Mike'ın eline geçen ve tam mutlu son olacak derken Panama sokaklarında işlenen bir cinayet sonrası tekrar hapishane günlerine döndük.
Üçüncü sezon ile beraber Prison Break resmen sarpa sarmaya başladı. Bildiğimiz hikayesinden uzaklaştı ve artık konunun sonlanması gerekiyordu ama ana karakterler dışında herşey değişti. İlk sezonla bağlantılı olabilecek pek kimse kalmadı .Sara bile tartışmalı bir şekilde öldü !! Dizi bana göre son günlerini yaşıyordu ki o dönem meydana gelen grev ile 13 bölümde noktalandı 3.sezon. Hikayesine gelince bu kez roller değişti ve parmaklıklar ardında düşen Mike onu kurtarmaya çalışan Linc oldu.Ha birde kuş kitabı ve kim olduğu gizemini koruyan Whistler dışında pek bir çekiciliği olmadı. Dizinin adına uyarak hapishaneden kaçış yaşandı bu sezonda.
Dördüncü sezon intikam sezonu adını aldı. Üçüncü sezon sonunda hapishaneden kaçan ve Whistler'ı takas eden kahramanlarımızın peşini Şirket bırakmıyordu. Hükümetten bir ajanın Scylla karşılığı ekibe özgürlüğünü vereceği teklif pek bir cazip geldi bizimkilere. Scylla en başta şirketin kara defteri olarak lanse edildi. Scylla'yı ele geçirme fikri mantıklıydı. Mike hem intikam alacak hem de özgürlüğe gidecekti. Ancak sezonun viraja uğrayan bölümü Scylla'nın alınmasının ardından gerçekleşti. Sezon ortasında Scylla'yı ele geçiren ve ajan Self'e teslim eden ekip aslında Self'in Scylla'yı kendisi için istediğini tahmin edemedi.Olayların sürdüğü sırada Fox yapımcıları dizinin son sezonu olduğunu ve güzel bir finalle noktalanması gerektiğini açıklıyorlardı. Self'in ihaneti ile viraja uğrayan sezon Şirket'ten alınacak bir intikam yerine Şirket adına çalışmayı gerektiriyordu. Şirketin eline düşen ve ameliyatı yapılan Mike için Linc Şirket adına çalışmayı kabul etmiş ve ekibini toplayarak Scylla'nın peşine düşmüştü. Bu noktada Scylla'nın son sahibinin Mike&Linc'in annesi Christina olduğunu da anladık. Chirstina şeytanın ta kendisiydi adeta. Kusursuz planları onun Mike'ın annesi olduğunu kanıtlar gibiydi ki Linc'e tekrar suikast tuzağını kuran kendisiydi. Ancak Linc'in annesi olmadığını öğrendik. Final öncesi Scylla'yı ele geçiren Mike'ı ikna için Linc'i gözünü bile kırpadan yaraladı.
Spoiler Burdan Başlıyor Hocam...Finale gelecek olursak bir tarafta Sara diğer tarafta Linc. Her iki tarafta da Scylla'yı isteyen ve onu alabilmek için gözünü kör ederek her şeyi yapabilecek iki insan. Mike için çok ama çok zor bir durumdu. Ancak o her zamanki sakinliği ile Mahone'a ''We Gonna Save Everyone'' diyordu. Mike'ın yine bir planı vardı.
Mahone'un Christina ile diyaloğu 'Bi dakka noluyoruz lan' dedirtti bana ancak olayın Mike kontrolünde olduğu ve bir yem olduğu sonradan anlaşıldı. Mike Sara'yı kurtarma adına General'e de bir oyun oynadı ve tereyağından kıl çeker gibi Sara'yı aldı. Finalin ilk bölümü de Mahone'un Christina'ya getirdiği Scylla'nın bir bomba olduğunu anladığımızda bitti. Bunlar olurken aynı zamanda Chicago'da Sucre'yi ve hemen ardından C-Note'u gördük. Sucre'nin sonunu görmeyi hak ediyorduk ama C-Note büyük bir sürpriz oldu. Özellikle 2.sezonda onun bölümlerini pür dikkat izlerdim ki sevindim tekrar adamımı dizide görünce.
İkinci bölüm de Mahone bombayı patlatarak Linc'i Christina'nın elinden kaçırdı. İkinci bölümün ilk sahnesinde ölü olarak bildiğimiz Kellerman ile konuşan Mike özgürlüğe giden yolda ilk adımı atıyordu. Gerçi Kellerman'ın öldüğü gerçeğini asla kabul etmemiştim, görülmemişti çünkü ölümü, gösterilmemişti. Nitekim aradan 2 sene geçse de final bölümüne dahil edildi. General'in adamları Mike-Linc-Sara üçlüsünü ele geçirdi ve Gereral Sofia tehdidi ile Scylla'yı almaya çalıştı. Ancak o sırada T-Bag'i konuşturarak Gereral'in açık adresini ele geçiren C-Note ve Sucre daireye ani bir baskın yaparak durumu tersine çevirdi. Ancak kötüler kolay kolay vazgeçmiyordu. Christina Scylla'yı almak için son bir hamle yaptı ancak bu onun ölümüne neden oldu. Sara hiç düşünmeden Christina'yı vurarak hem Mike'ın hem de tüm ekibin hayatını kurtarmış oldu. Ve en sonunda Kellerman'a giden Scylla nihayetinde ekibin özgürlüğü. Dört yıl sonra başlığı ile gelen final sahneleri de cidden iyiydi. Özellikle T-Bag için yazılan sona bayıldım. Adam başladığı noktaya geri döndü. En azından hala cebinin sözü geçiyor Fox River'da. General Krantz'ın idam koltuğundaki acizliği görülmeye değerdi. Self'in durumuna da üzüldüm desem yalan olur hak ettiğini buldu adam. Kötülerin sonuna üzülmeyen hatta gülen ben asıl vurgunu Mike ile yedim. Sara ile kumsalda yürürlerken burnu kanamaya başlayan Mike'ta tekrar tümör etkileri baş gösteriyordu. Nitekim son sahne duygulu bir şekilde mezarında noktalandı. Küçük Mike'ın mezara çiçek bırakması, Sucre-Mahone-Linc ve Sara'nın mezarı başında Mike'a bir kahraman gibi son bakışları beni acayip duygulandırdı. Son sahnenin Origami ile bitmesi de dizinin ilk sezonu unutmadığının göstergesi oldu..
Finale genel bir yorum yapacak olursak; eski karakterlerin yeniden gözükmesi hoş oldu. En azından onların sonunu da tam anlamıyla görmüş olduk. Eskiler derken kıytırık ajan Danny'nin dul karısı bile gözüktü finalde. Kellerman'ın suratına tükürdüğü sahne Kellerman adına bir gerçeği de gözler önüne serdi. Kötü geçmişinin asla unutulmaması gerek. Ve bir efsane sonlandı. Güzel bri finaldi ve 9 dakikalık final sahnelerini gözümü kırpmadan izledim. Güzel anlar yaşattı bana Prison Break. Kimi zaman heyecanlandım kimi zaman duygusallaştım. Prison Break arşivimin en önemli yerinde olacak..Son olarak haberini verelim. Bu bir son değil Prison Break adına. Prison Break: Final Break adlı 2 bölümlük bir son mayıs sonunda tv'de olacak. Aldığım spoiler dolu bilgilere göre bu 2 bölüm final bölümünde gördüğümüz Dört Yıl Sonra kısmını atlamadan izleyecek. Dört Yıllık bir dönemi film halinde göstericek olan Final Break'te Mike&Sara'nın düğünü de olacak aynı zamanda. Ölüme nasıl gidecek Mike merak eder oldum şimdi ??
16 Mayıs 2009 Cumartesi
Lost: Season 5

Yazı Spoiler içerir :)
Evet arkadaşlar hepinizin bildiği gibi 2 gün önce LOST sezon finali yaptı ve yine kendisinin diğer dizilerden farklı olduğunu kanıtlayan bir sezon finali oldu…
İlk başlarda biraz ağır başlayan ama sindire sindire izlediğimiz bölümlerde olayları kavramaya çalıştık; adanın nasıl yerinden oynadığı ile ilgili biraz kafamız karıştı , Kate(Evangeline Lilly) in elinden Aaron’ın alınmak istenmesi, Jack(Matthew Fox)in kendisini Ben(Michael Emerson)in oyunları içinde bulması tabi John Locke(Terry O'Quinn) kısmını söylememe gerek yoktur sanırım…
Ama hepimizde farkındayız ki bir sezon bunlarla geçmezdi, JJ.Abraham da farkına vardı ve daha fazla heyecan vermek üzere Miles, Sawyer ve Juliet,ve Jin’i bir arada tutarken, Jack Sayid, Kate ve Sun’ı da unutmamıştı, onları da birbirleriyle buluşturmayı başardı.Benim gözüme çarpan tesadüf olaylar dizisi gelişti mesela Kate’in alış veriş yaptığı yerden az önce Hugo alışveriş yapmıştı Sayid ile beraber…
Dizinin sezon içinde dönüm noktası bana göre LaFleur adlı bölüm ve bizimkilerin neden ve nasıl 1977’ye gittikleri, hikayenin nasıl bir anda değiştiğini gösteren bir bölümdü. Adaya geri dönme hikayesi yerine orada artık yeni bir yaşam içinde buldular kahramanlarımız kendilerini..
Neyse bu dizide alışık olmadığımız bir düzen vardı bu sefer ünlü bilimcimiz Daniel Faraday (Jeremy Davies)la karşılaştık (benim favorimdir arkadaşlar) adadaki bu değişimi çözmeye çalıştı ama pek başarılı olamadı, tezlerinde bir terslik olduğunu çok sonra anladık Daha önce geçmişte yaşanan bir olayı değiştiremezsin diyen Faraday bizimkilerin elini kolunu bağlıyordu. Sonrasında yaptığı çalışmalarda gördü ki insan faktörü ayrıydı ve kaderini herkes kendi belirlerdi.Aslında bu tezi daha önce açığa çıksa belkide Kate, Ben’in yaşaması gerektiği düşüncesine kapılmayacak ve ona yardım etmeyecekti. Jack belki de en başta doğru olanı yaptı işleri akışına bırakarak. Neyse fazla dağınıklığa mahal vermeden konuya dönelim, Faraday, Charlotte’u kurtaramamıştı ama daha ilginci Charlotte’un çocukluğunda onu uyardığını öğrendik Daniel’ın ki bu bizi epey bir şaşırtmıştı. İlerleyen bölümlerde tabi ki neler olduğunu anladık 1977 yılına dönmüşlerdi ve işte o yıllarda Daniel , Charlotte’la konuştu bizde aydınlanmış olduk…
Peki buraya kadar her şey tamam derken Eloise yani Danielın annesiyle karşılaştık adanın en eski lideri aynı zamanda Charles Widmore’un sevgilisi (1977 yıllarından bahsediyoruz tabiî ki) bütün olayların bunların yüzünden olduğunu düşünürken en sonunda Jacob göründü bize ve sanırım bu sezonun en önemli bölümü de Jacob’ın kim olduğunu görmekti yine flashlar ve Jacob bizimkilerin yanında acaba neden bunu önümüzdeki sezonda öğreneceğiz… Burada kritik nokta 6.sezon da Jacob odaklı olmak üzere merak ettiklerim Eloise ve Widmore karakterleri. Onların hikayesi tam olarak nedir nerden başlar nereye gider bunları daha sık şekilde izleyeceğiz sanırım 6.sezonda.
Konuya dönersek Daniel insan faktörünü ileri sürerek hidrojen bombasını patlatmanın bütün her şeyi sıfırlayacağı tezini ortaya attı ve bunu uygulamak için 1977 yılına dönüp annesi (Eloise)in yanına gitti fakat Richard’a silah doğrultmuşken arkasından vuruldu, döndüğünde vuranın annesi olduğunu öğrenip çok şaşırdık çünkü o anda annesi olduğunu bilmiyorduk…
Faraday ölünce bu işi Jack yapmaya kafaya koydu o hidrojen bombası patlamalıydı, esirdiler, kaçma imkanları nerdeyse sıfırdı. Derken Eloise geldi ve onlara sorular sordu oğluyla ilgili sonunda cevaplar ikna edici olunca kurtuldular ve bomba için yola koyuldular…
Final bölümü ilginç bir halı dokuma sahnesi ile başladı. Jacob’u görmemizin ardından o ilk sahnede geçen diyalog tamamiyle bir iyi&kötü çatışması tarzında bir diyalogdu. Aslında o diyalog 6.sezon için pek çok şeye gebe olabilir. Final şu ana kadar izlediğim en iyi Lost finaliydi diyebilirim. Konuya girişten sonuç bölümüne kadar bir buçuk saatlik film tadında harika bir bölüm keyfi yaşattılar. Jacob’un geçmişinde kahramanlarımızı ziyaret ettiğini gördük. Ki küçük değişikliklerle kahramanlarımızın adaya düşmesinde roller oynadı. Örneğin Kate’e çaldığı kutuyu hediye ederek hırsızlığın kötü bir şey olmadığını anlatır gibiydi. En azından yaptığından ders alamadı ve ilerde suç işleyecek potansiyalini ortadan kaldırmadı. Zira her sahnede kahramanlarımıza bir teması vardı. En belirgini John Locke’a karşı olan temasıydı. Jacob’u ve sırlarını 6.sezonda öğreneceğimizi düşünüyorum.
Finalin benim için en önemli çıkarımına gelirsek bu John Locke’un bir özelliği yokmuş arkadaş. Ben bunu anladım. Dead is dead mantığı sonuna kadar doğruydu. Dirildiğinde Ben nasıl şaşırmıştı ilk karşılaştığında. Ona bile anlamsız geldi ama sorgulayamadı, çünkü Locke’tan önce ada kendini sorgulamalıydı. Locke’un dirilişinden sonraki davranışları zaten hiç kendi gibi değildi. Neyin ne olduğunu bilen özgüven sahibi biri haline dönüşmüştü ki inandırıcı olmuyordu cidden. Bunu da sezonun final sahnesinde gördük.
‘’Seni öldürmenin bir yolunu arıyorum.’’ diyen siyahlı adamı hatırlarsınız. Locke, Jacob’un karşısına çıktığında Jacob’un söylediği’de ‘’Aradığın yolu buldun mu?’’ oldu. O sahnede zaten Ben ‘’Siz daha önce tanışıyor musunuz?’’ diyerek öylesine bir afallama yaşadı ki kelimelerle ifade etmem mümkün değil. Lost’un en cool karakterlerinden biri olan ve sürekli ‘’I have a plan’’ söylemiyle favori karakterim arasına giren Ben’in de Locke gibi hiçbir özelliği olmadığını anlamış bulunmaktayım. Jacob sadece Ben’i bir piyon gibi işlerini yapması için kullandı. Ben’in son sahnedeki çaresizliği cidden içler acısıydı. İşi bağlarsak nihayetinde Locke diye bildiğimiz adam aslında sahne başında görülen siyah gömlekli adam yüksek ihtimalle. Ki Jacob’la bir çatışma halindeler sürekli. Bu iyi&kötü çatışması üzerine mi kurulacak yoksa JJ Abraham sürprizlerle bizi nasıl şaşırtacak göreceğiz 6.sezonda.
Fark ettiniz mi bakın dizi nasılda bir anda yön değiştiriyor işte bu yüzden tercihim LOST Neden sizinde tercihiniz LOST olmasın…
Onur Kahraman & Kaan Mert Kayrak
14 Mayıs 2009 Perşembe
All-Nba Team

LeBron James (Cavs)
Dirk Nowitzki (Mavericks)
Dwight Howard (Magic)
Kobe Bryant (Lakers)
Dwyane Wade (Heat)
All-NBA second team
Tim Duncan (Spurs)
Paul Pierce (Celtics)
Yao Ming (Rockets)
Brandon Roy (Trail Blazers)
Chris Paul (Hornets)
All-NBA Third Team
Carmelo Anthony (Nuggets)
Pau Gasol (Lakers)
Shaquille O'Neal (Suns)
Chauncey Billups (Nuggets)
Tony Parker (Spurs)
12 Mayıs 2009 Salı
Most Improved Player

2008-09 sezonunda en çok gelişme kaydeden oyuncu ödlülü Indıana Pacers'tan Danny Granger'a gitti. Geçtiğimiz sezon Hedo'nun bu ödüle ulaşması ile gururlanmıştık şimdi Hedo bayrağı Granger'a teslim etti.
Granger'ın bu sezon oyunun da cidden büyük gelişme vardı. Savunmasından tutun da hücumda gerektiğinde ipleri eline alması can alıcı clutch'ları ve can yakan buzzer'ları ile sezona damgasını vurdu Granger. Öyle ki bu performansı ile All-Star olma başarısı dahi gösterdi.
Aslında Davın Harris ile büyük bir çekişmesi vardı. Ödülün bu kadar gecikmesi de belki kurulun kararsızlığıdır. Tam sonuçları bilmiyorum ama muhtemelen az bir farkla Granger ödüle ulaşmıştır. Harris'in de bu sezonki çıkışı yadsınamaz ama performansıyla bu ödülü hak edenlerden biri de Granger'dı ve bu başarılı sezonunun sonunda ödüllendirilmesi onun adına sevindirici.
11 Mayıs 2009 Pazartesi
Slumdog Millionaire

''Kim 500 Milyar İster'' zamanında ülkemizde de yayınlanmış ve reyting rekorları kırmıştı. Hatırladığım kadarıyla son iki soruya kadar gelebilen iki yarışmacı olmuştu. Hatta çeşitli ana haber'lere dahi konu oldular yarıştıkları sırada. İlgi uyandıran kendini izlettiren aynı zamanda öğreten de bir yarışmaydı.
2009 yılının en iyi film Oscar'ını alan Slumdog Millionaire'in de konusu izlediğimiz yarışmadan ve yarışmacılarından pek farklı değil. Filmin giriş sahnesi çok enteresan. Tüm soruları bilebilen bir kenar mahalle çocuğu. Bu nasıl başarılır;
A- Hile Yaptı
B- Şanslıydı
C- O Bir Dahiydi
D- Bu Kaderiydi
Filmin tarzı bana Sihirbaz'ı anımsattı. Orada da olay sondan başlıyor ve bir anlatıcı ile şekilleniyordu. Burada da son soruya cevap verecekken süresi dolan Jamal'ın sorgu sahneleriyle başlıyoruz filme. Yarışmanın sunucusu bu kadar soruyu bilmesine imkan vermeyerek kahramanımızı hile yaptığı gerekçesi ile ihbar etmiştir. Jamal'ın sorgu sahneleri ile film başlıyor ve Jamal'ın bildiği soruların hikayelerini anlatmaya başlamsıyla filmin içinde kendimizi buluyoruz.

Hayattan kasıt aslında tamamiyle bir mücadele. Rahata hiç bir zaman erişememiş, yarışma programına dahi tammiyle şansıyla çıkmış bir kahraman ile karşı karşıyayız. Çocukluk dönemi çevresindeki yaşam o kadar kısıtlı ve zorlu ki izlerken onu yaşıyor ve hissediyorsunuz. Afrika'nın kenar mahallelerini anlatan Savaş Tanrısı, Kanlı Elmas gibi yapımlara benzetsem de filmi arkasında dönen ve film sonuna kadar merakla izleidğimiz Milyoner olma hikayesi de filmi başka bir boyuta taşımış.
Aslında film Hindistan'ı fazlasıyla yeriyor. Hindistan'ın kenar mahalleleri, irili ufaklı çeteleri, çocuk dilendiren zalimleri ile berbat bir yaşamın içinde buluyoruz bir anda kendimizi. Neyse ki filmin arasına izleyiciyi sıkmayacak bir şekilde aşkta serpilmiş ki bu hikayenin de nereye varacağını merak ediyorsunuz.
Sonuç olarak Oscar'ı hak edip hak etmediği konusunda bir fikir bildiremem çünkü henüz çok tartışılan Benjamin Button'u izleme fırsatım olmadı. Ancak film hiç fena bir yapım değil. Eh 8 oscar almış o kadar da olsun yani. İzleyin vakit kaybetmezsiniz.
Unutmadan. Doğru cevap D..
Big Baby Kiss
Glen Davis sezon başında Boston benchinin arka sıralarına mahkumdu. Oyuna fark açıldığında girer işini kötü yaparsa Garnett'ten azar işitir ve duygularına yenik düşüp göz yaşı dökerdi. Duygusal çocuk Davis'in Garnett ve Powe'un sakatlanması ile play-off'ta şans yüzüne güldü. Son olarak Magic karşısında beklenmedik şekilde son iki hücumda topu kullanan Davis takımının zor anında elini taşın altına soktu ve maçı kazandıran isim oldu. Hele ki şu son basketi kariyerinin en önemli basketidir şüphesiz.
Lakers vs Rockets: Game 4

Yao sakatlanınca acaba Rockets'i fazla mı hafife aldık yoksa Lakers'ı mı abarttık bilemiyorum. Dün gece maçı isteyen oynayan taraf olan Houston bir çok eksiğine rağmen Lakers'ı evinde devirmeyi başardı.
Yao'nun olmayışı boyalı alanda Lakers'ın üstün olacağını düşündürmüştü maç öncesinde bana. Ancak görünen o olmadı. Maça ilk beş başlayan Chuck Hayes skor anlamında yeterli katkıyı vermese de mücadele ettiği süre boyunca oldukça azimli oynadı. Bunun dışında pota altında Odom'u silen Scola 4 numaranın tek hakmi oldu maç boyunca. Scola'nın bir molada verdiği röpörtaj ekrana yansımıştı. ''Yao'nun olmayışı beni korkutmuyor. Yeter ki mücadelemizi edelim.'' diyordu. Houston o mücadeleyi fazlasıyla gösterdi.
Lakers'lı oyuncular Yao'nun olmayışını belkide maçı ve seriyi aldık artık şeklinde yordular. Aslında hemen hemen herkes bu düşüncedeydi. Lakers'a piyango gibi gelecekti Yao'nun olmayışı ancak Battier'in Brooks'un Scola'nın azimli ve istekli oyunu buna engel oldu. Özellikle play-off'lar öncesinde Rockets'in en zayıf noktası olarak tanımladığım guard bölgesindeki oyun dün gece cidden iyiydi. Aslında play-off'lar boyunca Brooks beni şaşırtan performanslara imza attı. Dün gece de ekstra bir oyun oynayarak maçı kazandırdı takımına.
Lakers'lı oyuncuların silik görüntüsünün yanında Rox'un mücadelesine ayak uyduramamaları sonunu hazırladı takımın. Kobe ilk devre idare etmeye çalışsa da skor 30'lara dayanmış ve geriye dönüş için inanç dahi kalmamıştı. Gasol sertliği görünce yine içine kapandı. Ortaya çıkması beklenen Bynum ise Rockets pota altında escortL'uk yapmaktan öteye gidemedi. Yao'nun olmayışını Lakers açısından çok iyimser değerlendirmişiz maç öncesinde bunu anladım. Lakers pota altı şu görüntüsüyle Houston'dan kat be kat kötü.
Bu iki takım adına da çok ekstra bir maç oldu. Houston'un her attığı girdi neredeyse maç boyunca. Lakers'ın maçı 12 sayı ile bitirmesi kimseyi aldatmasın resmen tecavüz etti Rockets. Ha gelecek maçlarda böyle olur mu işler Rockets adına ? Zor.. Lakers'tan ilk maçı çalmışlarda La'de ancak bu eksik kadroları onları Batı Finaline kadar götürmez diye düşünüyorum.
10 Mayıs 2009 Pazar
Ölüme Şartlanmak

Altay öktem'in şu kitabını okuma fırsatı buldum geçende. Kitabı okurken kendinizi polisiye bir filmde gibi hissediyor ve kitabın içindeki gerilim ve korkuyu hissediyorsunuz. Aslında kitap yer yer çok iyi olmasına karşın bazı yan hikayelerini yarıda bırakması açısından biraz notunu düşürdü gözümde. Kitabın arkasında 'Hafiye Okur: Sende işin içindesin' diyor ki doğru. Hele kitap sonunda yazarın 'Nekronomikon' adını verdiği 'ölüler kitabı'nda cidden iyi!!
Bir de kitap en büyük hatayı başlığında yapmış. Ofsayt bir başlığı var. Direk kitap hakkında Spoiler vermekte. Kitapta bir çok kahraman var ve hepsi ölüyor. Ancak ölümler sıradan ölümler değil. Ölmeden önce ölüme kendilerini şartladıkları için ölüyorlar. Sayfa sayısı da fazla olmayan insanı sıkmayan bir gecede bitebilecek bir kitap. Alın, bulun, okuyun.
Rockets'e Şok !!
Houston Rockets ile Los Angeles Lakers arasında kıran kırana bir seri oluyor. Kan ter gözyaşı ne ararsak var bu seride. Konferans yarı finalleri arasında izlemesi en keyifli seriydi. Seriydi çünkü şu dakikadan sonra bu sertlikte bu çekişmede başa baş gidecek mi seri merak ediyorum.Houston Rockets tarafından oyuncuları Yao'nun sol ayağında tespit edilen kırık nedeni ile sezonu kapattığı açıklanmış. Ameliyatlık bir durum olmamasına rağmen iyileşme süreci 2-3 ay sürmesi beklenen Yao'nun bu ani sakatlığı Rockets adına kötü bir haber oldu. Önce Mutombo sonrasında Yao. Rockets'de elde pota altı oyuncusu kalmadı her seride bir kurban veriyorlar.Serinin başa baş geçmesini sağlayan oyunculardan biri olan Yao'nun eksikliği bakalım terazinin Lakers lehine ağır basmasına yol açacak mı ?
Bbl Play-Off

Beko Basketbol Ligi'ni bu sezon adam akıllı takip edemedim. Solomon'un dönüşünden sonra biraz olsun Fenerbahçe maçlarına bakmaya çalıştım ancak maçların Spormax'e geçişi olsun bant yayınlar olsun zevkim kalmadı açıkçası. Ama play-off arenası ayrı tabi. Yine ekran başına kurulacağız ligimizi izlemek için. Eşleşmelere gelince Galatasaray-Beşiktaş eşleşmesi ağız sulandırıyor. Efes zorlanmadan geçecek gibi Daçka'yı. Telekom ve Fener ise zorlansa da tecrübeleri ile turu geçen taraf olacaktır. Önümüzdeki haftalar Nba konferans finalleri tbl play-off'ları derken gayet güzel geçecek.
Türk Telekom - Mersin BŞB (1-0)
F.Bahçe Ülker - Antalya BŞB (1-0)
G.Saray Cafe Crown - Beşiktaş Cola Turka (0-0)



